Sayfalar

27 Ekim 2012 Cumartesi

Neredesin İham ?

Bilgisayarımın bozulması ve servise gitmesi gerekmesi bir süre size uzak kalmama neden oldu ?  Aslında bu bahanem yanlış anlamayın içimdeki yazma isteği bitmiş değil ama yazacak şey bulamadım pek fazla. Birde söyle bir problem yaşıyorum ki tıkanıyorum ne bileyim ilgim dağılıyor ve bunun gibi sebeplerle yazımı tamamlayamıyorum. Aslında sanırım ilham küstü bana. Ne yaptım bilmiyorum? Bir şekilde kalbini kazanmak gerek. Böyle ayrı gayrı benim için çok zor oluyor. İlham sana sesleniyorum lütfen geri gel...

19 Ekim 2012 Cuma

Trivial Problemler

Trivial kelimesi seviyorum. Hem kulağa çok hoş geliyor hemde Türkçedeki Tırıvırı kelimesine çok benziyor.  Neyse konumuz kelimeni kökeni değil. Her gün o kadar trivial problemlere kafamızı takıyoruz ki. Kendimize dert edindiğimiz şeylere dönüp bir bakarsak eğer bize bile komik gelecektir. Sanırım biraz koyvermemiz gerek, umursamamayı öğrenmemiz gerek. Milletin ağzı torba değil büzesin. Böyle şeyleri umursamak gerek. Umursasak da umursamasak da durum değişmeyecek. Bizde kendi kendimize üzüldüğümüzle kalacağız bu yüzden hiç gerek yok. Bende bir İngiliz değimiyle yazıma son vermek istiyorum
"Don't forget you are precious."


What Ever You Do Enjoy It

Ya yaptığın işte eğlen yada eğleneceğin bir iş yap. Tamam işinde her gün cümbüş şamata olmayabilir ama en azından sev onu. Çünkü sen işi sevmezsen eğer o seni hiç sevmez. Eh karşılıklı nefret nefret içerinde olduğun bir işte başarılı olabilir misin ? Sanmam. Kişisel başarından vazgeçtim seninle çalışan insanlara, müşterilerine yazık ! Kaldı ki sana da yazık. Sevmediğin bir işi yaparken neden hayatını zehredesin ki ? Sen sevgili okur yaşın başın önemli değil eğer işini sevmiyorsan hiçbir şey için çok geç değil. Hem ne yaptığın önemli değil sen yaptığın işten memnunsan eğer kime, ne söz düşer ki ? Yok babam doktor olmamı istiyor, yok öğretmen olmam annemin hayali gibi şeyleri aşalım artık...  Üstelik bu söylediklerim sadece işiniz için geçerli değil ne yaparsanız. Bu bir kek bile olabilir eğer kek yapmayı sevmiyorsanız yaptığınız kekin güzel olmadığını farketmişsinizdir. Evren sizi duyar hisseder tarzı konulara girmek istemiyorum (ki evren sizi duyar onunla konuşun) ama birilerine yaranmak için yada yardımcı olmak için bile olsa sevmediğiniz şeyi yapmayın. Az öncede dedim ya kendinize zulüm azizim.

17 Ekim 2012 Çarşamba

Maskeli Balo

Yeni Türkü'nün Maskeli Balo şarkısı en sevdiğim şarkılardan bu aralar. Ben şarkıların melodisini değil sözlerini dinlemeyi seviyorum işin açıkçası. O yüzden dili bilmediği halde sırf melodisi için ,veya havalı olsun diye, yabancı müzik dinleyenleri anlayamıyorum. Eğer tutup da İspanyolca bir markı dinlemeye karar verdiysem mutlaka açık şarkının sözlerine bakıyorum öncelikle. Tamam çok sansasyon yarattı çok melodisi hoş ama bakalım adam burada ne diyor. Konumdan çok saptım gene konumuz müzik zevkleri değil be mübarek. Konumuz maskeler. Ve yaşam balosunda onları ne denli ustalıkla kullandığımız. Tamam ara sıra arkadaşlar arasında farklı maskeler takıp, farlı rollere girmekte bir sakınca yoktur hatta eğlenceli bile sayılabilir. Ama hani kabak tabı vermek deriz ya. Bir süre sonra gerçekten o kıvama geliyor ve karşımızdaki insanlar için acaba bugün hangi maskesini takmış diye düşünmeden edemiyorum. Ehh buda insanı biraz geriyor açıkçası. Ben artık olduğumuz gibi görünelim istiyorum. Siz şu maskelerinizi çıkartın da bizde ayağımızı denk alalım. Biraz nefret kusuyormuşum gibi gelecek belki ama Gerçekten "Tak etti canıma artık bu maskeli balo".


15 Ekim 2012 Pazartesi

Power of Marketing

Kuzenim'in arkadaşı kısa bir süredir Kuveyt'te yaşamakta ve sosyal medyadan gördüklerini yaptıklarını paylaşmakta. Geçenlerde bir mesaj attım "Elif abla vallahi insanı Kuveyt'e özendireceksin." diye Aldığım cevapta "Power of Marketing!" yazıyordu tabii devamı da vardı fakat bizi ilgilediren kısmı burası . Ne kadar doğruydu değil mi o cevap ? Pazarlamanın Gücü! Günlük hayatımızda bilincinde olmadan o kadar çok şeyi hiç bir şeye benzememesine karşın sırf çok güzel gösterildikleri için alıyoruz veya arzuluyoruz ki...   Bende çok farklı değilim. Ama tabiri caizse biraz ayık olalım istiyorum. Şu Reklamlara, Sloganlara Kanmayalım. Sonuçta o reklamlardaki güzel bayanın çikolatadan aldığı hazı bize göstermesi için ne kadar para aldığını, kesin rakamlarla olmasa da, hepimiz biliyoruz. Bir arkadaşım hep "Exceptions may not satisfy the reality." derdi yani beklentiler gerçekliği tatmin etmeye bilir aklınızda bulunsun.

11 Ekim 2012 Perşembe

Boşa Geçen Zamanlar...

Boşa geçen zamanlardan kastım arkadaşlarımızla geçirdiğiniz, TV izleyerek geçirdiğimiz, bulmaca çözerken geçirdiğimiz zamanlar değil. Kastım insanlarla uğraşırken geçirdiğimiz zamanlar. Dönüp arkaya baktığımda bu zamanlara o kadar üzülüyorum ki. Çünkü anlıyorum ki elimde sıfır var ne bir başarı, ne bir filmden akılda kalan bir sahne... Sadece boşa geçmiş tonca zaman ... Bu yüzden bende bir kara aldım: İnsanları olduğu gibi kabul edeceğim. Zaman bence çok kıymetli. Ziyan edilmemesi gereken bir şey.

Traduttore Traditore

TDK'nın sitesini incelerken gördüm bugün. Çevirmen Haindir demekmiş, düşününce haklı aslında. Peki suç çevirmenin mi? Tabi ki değil. Her dilde o kadar çok eş anlamlı kelime var ki, Ve bunların arasında günlük hayatta çok önemsemediğimiz ama edebi açıdan fark yaratan küçücük anlam değişiklikleri var. Ve bir çevirmenin bu kelimeler arsındaki farkı ayırt edip çeviriyi ona göre yapması çok düşük bir ihtimal. Ehh buda biraz esere hıyanet oluyor gibime  geldi. Bu söz yercüman olmayı planlayan birisi olarak ağırıma gitmedi değil ama doğruya doğru.

10 Ekim 2012 Çarşamba

Fikir Defteri.

Evet kendimle çelişiyorum. Daha önce her şeyi aklımıza geldiği an yapmamız gerektiğini savunmuştum. Ama bunun her zaman mümkün olmadığını fark ettim. Bende bir fikir defteri tutmaya karar verdim. Hani rüya günlükleri tutma olayı vardı bir zamanlar. İşte bende oradan esinlendim. Fark ettim ki insan beyni çok karmaşık ... Ne zaman ne çağrıştıracağı beli olmuyor. hiç umulmadık bir nesneden bambaşka bir konuyu düşünüp onun hakkında yazı yazmak istiyorum. Her an yazamıyorum tabii, yazsam da çok verimli olmuyor. Düşüncelerimi tam olarak aktara bilmek için sakin bir ortama ihtiyacım var ki onları dinleye bileyim. Neyse Fikir defterimden bahsediyordum. Bahsettim gibi ne zaman neyin ne çağrıştıracağı belli olmuyor. Bundan dolayı bende bu defterimi fikir defteri yaptım. O sıradan bir not defteri değil. O bir fikir defteri. Sizlere de bir fikir defteri önermenizi şiddetle tavsiye ederim.


Buda benim fikir defterim..


9 Ekim 2012 Salı

Seksenlere Ağlıyorum...

Şucu yada bucu olduğum için değil. Sağcılara üzülüyor da solculara müstahak diyor da değilim. Yalnızca düşünüyorum biz birbirimize ne yaptık ? Neden böyle oldu ? Bunları sorgulamak için biraz geç oldu gerçi ama ... Ne yapmalı, ne etmeli bilmiyorum. Kanlı pazar günü hiç mi düşünmediler onlar bizim "kardeşlerimiz" diye. Kimin dövdüğü, kimin dayak yediği; kimin bıçakladığı, kimin öldüğü mühim değil. Mühim olan biz bizi dövdük, bizi sorguladık, bize işkence ettik, bizi öldürdük. Ne için ? Elimize ne geçti? Ülkeden bir sağcı, iki solcu öldü de ne oldu ? O günleri okudukça öğrendikçe adeta kanım donuyor. İçinizden diyorsunuzdur ,sen tarih okumamışsın kanının donması gereken o kadar çok şey var ki, diye. Hayır onları da okudum, biliyorum. Bazılarına çok üzüldüm, bazılarına olması gereken olmuş dedim. Ama diğer vakalarda kardeş kardeşi vurmadı ki. Bunlar Türk ile Ermeni, Alman ile Fransız, Amerikan ile Rus arasındaydı. Türk ile Türk arasında değil! Kardeşin kardeşi vurması gerçekten aklıma durgunluk veriyor sağlıklı düşünemiyorum.

Biri Bunu Bana Açıklasın....


7 Ekim 2012 Pazar

Caution Addiction

Dikkat bağımlılık!
Yazı yazmak bağımlılık yapar her şeyi yazmak istersin deseler, mümkün değil inanamazdım. Son zamanlarda kendimi köşe yazarı gibi hissediyorum. Ve diğer hislerimi aktarmak istiyorum...

Gerekli gereksiz her şeye yorum yapma ihtiyacında hissediyorum kendimi birde bunları kağıda dökme tabii. Eğleniyorum bunu yaparken.

İçimde bir telaş var sanki yazım baskıya yetişecekmiş gibi.

Sürekli kendimi rahatlatma durumundayım ...

Yazacak bir şey bulamadığım zaman yaşam enerjim tükenmiş gibi hissediyorum

Bence bu bir tür bağımlılık. İyi midir? İyidir. Bu yazma isteği beni yazacak şeyler yaşama arzusuna sürüklüyor. Sonuçta çok gezen mi çok bilir çok okuyan mı ? Bence çok Yazan yani bildiklerini en iyi, en kalıcı şekilde aktaran en çok bilir. Eee Boşuna Mrveribilmis değiliz....




4 Ekim 2012 Perşembe

Baba Savaş mı Çıkacak ?

Cevabını kesin olarak veremediğim zihnime dört nala koşan beni yeyip bitiren bazı soruları sizlerle paylaşmak istiyorum

Baba savaş mı çıkacak diyen bir çocuk savaşı ne zannetmektedir ?

Savaş gerçekte nedir ?

İnsanlar neden aç gözlü ?

Neden elimizdekilerle yetinmeyi bilmiyoruz ?

İnsanlar sadist mi ?

Eğer değillerse birbirlerini öldürmek neden eğlenceli ?

Nasıl üstün çıkarlarımız var ki insan canından daha kıymetli ?

Evlerimizde kahvelerimizi yudumlayıp gazetelerimizi okurken başının üzerinden kurşunlar geçen insanın neler hissettiğini anlayabilir miyiz ?

Sabah evden çıkan çocuğunun akşam geri dönememesi nasıl açıklanır ?

Yanlışlık bir, biz bir halt yedik şimdi kaçış noktası arıyoruz, cümlesi midir ?

Savaşta kazanan taraf savaş dışında ne kazanmış olur ?

Zafere giden her yol mubah mıdır ?

Sınırları kaldırıp hepimiz dünyalı kimliği alsak güzel olmaz mı ?













2 Ekim 2012 Salı

Poşete Koyma Hamur Olur

Zihinden yeni çıktı sıcak sıcak. Fikirler ekmeğe benzer zihinde fırına... Nasıl ekmek en güzel fırından ilk çıktığı an kokarsa fikirlerde öyledir. En eğlenceli en yaratıcı oldukları an aklınıza ilk geldikleri andır. Onları poşete koyup bekletmemek gerekir bilirsiniz sıcak ekmek hamur olur. O anda gerçekleştirmeliyiz fikirlerimizi. Eğer fikirlerle ilgili bir yazmak gelmişse aklıma, yazmalıyım. Bulutsuzluk özleminin dediği gibi "Yazdığımı baştan yazamam." o zihnimde dolanıp dörtnala koşan cümleleri ertelersem eğer bir daha aynı heyecanı uyandırmayacaklardır bende. Bu "Allah sevdiği kuluna eşeğini kaybettirir sonra geri buldururmuş." gibi bir şey değil. Bu bir hafta boyunca yiyeceğin makarnayı pazar akşamı yapmak gibi bir şey. Bırakın bir haftayı bir gün sonra nasıl yavan olur değil mi ? Aslında ne kadar başarılı oldum bilmiyorum fakat bu yazımın ana fikrinin A.G.A.G.A.G. olması gerekiyordu yani : Aklına Geleni Aklına Geliği An Gerçekleştir. En çok o an haz verir sana...



Dip Not: Eve gidene kadar Fikrin yarısı yenilmemelidir Ekmek gibi dediysem o kadar da değil !)

İkinci El Birinci Sınıf





İkinci el eşyalar kullanmayı seviyorum özellikle de kitaplar. Benden önceki sahibi onu ne şartlarda okumuş merak ediyorum. Ve bu duygu beni kitaba daha çok bağlıyor. Hem bazıları üzerinde bir önceki sahibinden izlerde taşıyor. Birkaç örnek vermek istiyorum. Kitabımın birinin içinden ufak mavi bir kağıda yazılmış kurabiye tarifi bulmuştum. Belki o kurabiyeyi kitabı okurken yediği bir kafe de çok beğenmiş ve tarifini istemişti onlarda hemen küçücük bir kağıda yazmışlardı. bir başka kitabımda ise sarı lekeler vardı, belki çay belkide kahve sıçramıştı. Son İrlanda'ya gidişimde kitapların yanında ikinci el plak ve kasetlerinde satıldığını gördüm. Bir hayli  ilginç ve hoş geldi. Eşyaların daha doğrusu genel anlamda varlıkların geçmişlerini düşünmeyi bu kadar seven bir insan olarak birde konu müzik olunca daha önceki sahibinin o plağı dinlerken neler hissettiğini düşünmek çok güzel olurdu. Acaba benim hüzünlendiğim şarkı onuda üzmüş müydü ? Oda farketmiş miydi beni çok üzen şarkıda sanatçının sesinin çatlağını ? Kesin bir şey söylemek pek mümkün görünmüyor. Belkide kız arkadaşıyla romantik bir akşam yemeği yiyordu raftaki The Platters plağının sahibi only you şarkısını ilk kez dinlediğinde. Sanırım bunları düşünmek bana kitabı okumaktan veya plağı dinlemekten daha çok zevk veriyor. Hem bence ikinci el eşyalar daha değerlidir onların bir yaşanmışlıkları var çünkü, bir geçmişleri...